13 Ağustos 2008 Çarşamba

Petrol Ve Türkiye

Son zamanlarda gündemi en çok meşgul eden konudur enerji sıkıntısı. Rusya, Ukrayna’ya giden doğal gaz boru hattını kapattı ve Avrupa enerji sıkıntısı içine girdi. Sadece Ukrayna ve Avrupa değil, aynı zamanda Türkiye’ye mavi akım boru hattından gelen doğal gaz oranında da azalma oldu. Hükümet, bu sıkıntıyı konutlara yansıtmamak için doğal gazla çalışan fabrikaların kapısına kilit vurdu.
Bu olayların cereyan etmesiyle, geçmişte çok konuşulan Türkiye’de ki petrol ve doğal gaz rezervleri konusu, tekrar konuşulmaya, tartışılmaya başlandı. Türkiye’nin belli bölgelerinde bolca miktarda petrol bulunmaktadır Ama ne yazıktır ki, çıkartılmıyor veya çıkarttırılmıyor. İnsanlar petrolün çıkartılıp işlenmesini istiyor, çünkü petrol ucuzluk ve hayat kolaylığı demek. Bence en iyisi petrolün çıkartılmamasıdır. Bu kanıya varmak için öyle çok düşünüp, kafa yormak gerekmez. Petrolün tam anlamıyla baş belası olduğunu anlamak için, dünyaya şöyle bir bakmak yeterlidir.
Mesela Irak. Bu bölgede yaşayan insanlar, topraklarında petrol bulunmasından dolayı acı çekiyorlar. Başta A.B.D. olma üzere, dünyayı yöneten büyük devletler, bu bölgede bulunan petrol rezervlerine gözünü diktiği için, nükleer bombaları bahane ederek bölgede terör estiriyorlar. Bu devletlerin amaçları, petrolü istedikleri gibi kullanmaktır.
Ya da Tunus… İtalya, yıllarca Tunus’u içten içe yöneterek, enerji kaynaklarını kendi çıkarları için kullanmaktadır.
Diğer bir örnek Azerbaycan… Son üç dört ay içinde turuncu devrim adıyla hükümet değişti. Çünkü A.B.D; mevcut hükümetin, son zamanlardaki petrol politikasını, kendi çıkarlarına uygun düşmemesinden dolayı beğenmedi ve halkı kullanarak kendisine en yakın partiyi başa geçirdi.
Uzun lafın kısası, öyle petrol çıksın da, zengin olalım demek kolay. Önemli olan, elinde büyük bir güç bulundurarak (nükleer enerji) kendini korumaktır. Bizim elimizde de böyle bir güç bulunmadığından dolayı, biz, biz olalım, elimizdeki petrol rezervlerine daha uzun yıllar dokunmayalım. Başımıza durduk yerde bela açmayalım…

*2006'nın Şubat ayında yazdığım yazı bence hala güncelliğini koruyor.

Hiç yorum yok: