Bazı kitaplarım vardır okumam gerektiği için okurum bazı kitaplarımda vardır ki zevk için okurum. Orhan Pamuk’un kitapları benim için ikinci katagoride yer almakta.
Tanesini 5 liraya aldığım korsan kitaplarımı bitirdiğimde kitap ihtiyacımı karşılamak için geçen hafta korsan kitapçımın yolunu tuttum.Daha dün çıkan kitapların yer aldığı raflarda göz gezdirirken iyi bir kitap bulamamın huzursuzluğuyla daha önceleri dikkatimi çeken ve bu kitabı almalıyım dediğim kitap isimlerini aklıma getirmeye çalıştım.Tam o anda müptelası olduğum Uykusuz adlı mizah dergisinde yazan Vedat Özdemiroğlu’nun bu haftaki yazısında bahsettiği, kendisinin askerde okuduğu kitap olan Orhan Pamuk’un 1990 yılında yayımlanan Kara Kitap adlı kitabı aklıma geldi.Hemen kasada duran kitapçıya bu kitabın bulunup bulunmadığını sordum.Kitapçı olması gerektiğini söyledi ve raflar arasında kitabı bulmak için için bir süre gezindi fakat kitabı bulamadı.Bunun üzerine ben kitaplar arasında göz gezdirmeye devam ettim.Uzunca bir süre oyalandıktan sonra alacak hiçbir kitap bulamadım ve diğer kitapçılara göz atmak için bulunduğum kitapçıdan ayrılmaya karara verdim.Arkamı dönp kitapçıdan ayrılmak üzereyken bir anda kitap raflarının ortasında en göz önünde ki yerde duran Kara Kitap gözüme ilşti.Kitabı aldım ve kasaya gittim.Kitapçıya kitabı bulduğumu söylediğimde şaşırdı ve ‘’Nasıl oldu da ikimizin gözündende kaçtı da göremedik kitabı.’’dedi.Kitabı aldım ve diğer kitapçıya gittim.Bu kitapçıdanda iki adet kitap (Kızıl Nehirler,Tarihteki Ünlü Komutanlar Ve Liderler) alıp evin yolunu tuttum.
Eve vardığımda bir süre hangi kitaptan başlamam gerketiği konusunda biraz tereddüt ettim.Daha önce Pamuk’un 3 kitabını okumuştum.Kar,Sessiz Ev Ve Benim Adım Kımızı.Tarzına alışık olduğum ve beni sıkmayacağını düşündüğüm Pamuk’un kitabından başlamaya karar verdim. Yüz sayfayı devirdiğimde biraz şaşırmıştım yazar bu kitabında farklı bir şey yapıştı.Romanı bölümlere ayırmıştı ve her bölümün sonunda romanda köşe yazarlığı yapmakta olan bir karakterin bir köşe yazısına yer vermekteydi.Romanın bir diğer karakteride kaybetiği bir varlığı bu köşe yazılarının ışığında bulmaya çalışıyordu.Galip Rüya’yı ararken kendini kaybetmekle kendini bulmak arasında gidip geliyordu.Aslında Galip tek değildi o Rüya’yı araken Galiplerle konuşuyordu.Zaman zaman diğer Galiplerin fikirlerine kendini daha yakın buluyor ve fikir değiştiriyordu zaman zamanda kendi fikirlerini onlara karşı savunuyordu.Galip kendini izliyordu. Sokakta yürüken sanki arkasında bir göz olduğu ve o gözün kendini izlediği hisine kapılıyordu.Bazende o göz Galip’in tam tepesinde yer alıyor ve Galip’i rahatsız ediyordu.Galip’in o an üç gözü olmuştu kendisinde iki tepede bir.Galip kendisini bir başkasıymış gibi izlemenin acısını çekiyordu.
Kendini bir başkasıymış gibi yirmidört saat izlemek insana acı verir.İnsan bir hata yaptığı anda yaptığı şeyin bir hata olduğunun farkına varır ve o zaman hiçbir şey yapamaz.Kendinle sürekli irtibat halinde olmak,kendi sorgulamak Ben ne yapıyorum? diye kendine sormak rahatsız eder insanı.Bu rahatsızlığı çekmek istemeyenler benim tabirimle kendinden kaçan adam oluverirler bir anda.Kendinden kaçmak ve kendine hesap vericeği zamanı düşünmemek.
Galip acı çekiyordu çünkü sürekli kendi kendine hesap veriyordu kendi hakkında.Yani kendisinden yine kendisini sorumlu tutuyordu.Galip o an için Galiple yüz yüze geliyordu.Keşke herkes kendi kendine hesap vereceği anı düşünerek hareket etse demek geliyor içimden.Fakat kendim dahil bu cesareti gösteremiyorum.
Kara Kitap beni düşünmeye sevk etti bende düşüncelerimi ve onları var ediş biçimimi yazdım.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder