31 Temmuz 2008 Perşembe

Biraz Nostalji..Saf Aşık Kalemşör..

          Göz yaşlarımda boğulurken umarım sen olursun karanlık gecelerde beni kurtaran.Kalbimin derinliklerinde benden bana ait sevgileri çalan.Ruhumu ebediyete intikal etmekten koruyan.Biliyorum çok şey istiyorum senden.Ama senden başka hiçbir şey zincir vuramamıştı daha önce tutkularıma.Keşke kalbinden silebilsem adımı.Yepyeni bir ben olabilsem kalbinde.Ah pişmanlıklar! Artık karar veremiyorum eylemlerime.Korkuyorum yeni pişmanlıklarla yalnız kalmaktan.Ben hiçbir zaman hayatı diğerlerinden kopya çekerek yaşamadım.Belki de bu farklılıktı bana karşı cevapları etkileyen... 
          Sevmeye başladığım zaman anladım yalnızlığın değerini.Çünkü ben sadece sevdim hiçbir zaman sevilmedim.Aslında ben birazda karşılık bulamamaktan korktum,o yüzden hiçbir zaman söyleyemedim seni kendimden çok sevdiğimi.Sensiz geçirdiğim her saniyede sana on kat daha aşık oldum.Keşke söyleseydim de kurtulsaydım diyorum şimdileri.Ama ben seni düşündüm.İstemedim benden nefret etmeni,beni bir baş belası olarak görmeni.Ben seni hep uzaktan sevdim.Olamadım diğerli gibi her öğle arası, her tenefüste seninle.Hiç bir zaman ya benim olursun ya kara toprağın anlayışı gütmedim senin hakkında ,çünkü ben seni senden çok düşündüm hep.Zarar görmeni,üzülmeni istemedim.Keşke bir kez olsun verebilseydin bana kendimin diğerlerinden farklı olduğumu gösterme fırsatını.Belki o zaman çekmezdim tüm bu acıları.Acıları diyorum ama yine de çok teşekkür ederim bu mükemmel duyguyu hissettirdiğin için bana .Ne olursa olsun şimdi hayat devam ediyor.Ama sensiz.Senle doldurmaya çalıştığım boşluğa umarım gelecekte bulurum birini.Belki de bu yazdıklarım çok anlamsız yada komik gelecek sana ama olsun.Ben bu satırları senin için değil kendim için yazdım….

26 Temmuz 2008 Cumartesi

Var Olan Tek Şey Yokluk

         Bazen dünya denen bir yerin olmadığını aslında dünyayı kendi aklımda oluşturduğumu düşünüyorum.Çevremdeki insanların benim onların çevremde olduklarını bilmem için var olduklarını düşünüyorum.Doğru ve yanlış denen şeyler yoklar aslında beynim doğru olduğunu kabul ettiği için doğru yanlış olduğunu kabul ettiği için yanlış oluyor bazı şeyler.Hayat maceramda olması gerektiği için benim o şekilde anlamam gerektiği için oluyor her şey.Mesela benim için 1-1 biten bir maçın sonucu başkaları için 4-1 bitiyor belkide.Fakat ben diğerlerinin de benim gibi algıladığını düşünüyorum.Benim için öyle olması gerektiği için bir elimde 5 parmak var ama misal Ahmet için bir elindeki parmak sayısı 6 olabilir.Algıladığım şeyler benim için var.Var olan benim aslında diğerleri yoklar.Diğerleri için de ben yokum.Her şey beynimin içinde var oluyor.Varlıkla yokluk birbirine eşit oluyor bu durumda.Yokluk başladığında varlık yokluğun içinde kaybolup gidiyor,yokluk ise varlığın oluduğu zaman adından bile söz ettirmiyor.

25 Temmuz 2008 Cuma

İğrenç Pazarlama

            Bir yıl önce izlediğim Babam Ve Oğlum filminin FOX TV’de yayınlanacağını duyduğumda ailemle birlikte tv başına geçtim.Tv de film izlerken gıcık olunan şey genelde reklamlar olur.En önemli anda nefesler tutulduğunda hoopp birden reklam tam o anda hayal kırıklığı ve nefret.Tabi mantıklı düşününce adamın reklama ihtiyacı olduğunu ve o filmi o reklamlar sayesinde izleyebildiğini idrak ediyorsun.Fakat şimdi bu reklam işi bambaşka bi boyut kazanmış..
           Oğlu babası öldüğü için şikayet ediyor ve ağlıyor aynı zamanda tv leri başındakilerinide ağlatıyor.Hissiyatımız tavan yapmış durumda hepimiz babamızın değerini o anda daha çok anlıyoruz. Filmin en vurucu sahnesinde insanın duyguları tavan yaptığı anda birden ekranın altında bir yazı beliriyorr. Ankaralı Namık’tan Ah Babam Sağ Olsaydı Şarkısının melodisini telefonunuza indirmek için Ah Babam yazın 3955 yollayın.O an Fox Tv’ye karşı içimde bir nefret beliriyor.Bu nasıl bir pazarlama anlayışı resmen insani duygularımız sömürülüp kullanılıyor.İnsanları en hassas olduğu noktada vuralımki sunduğumuz ürünü hemen alsınlar.Yazık ki çok yazık..İĞRENÇ..

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Mekanı Cennet Olsun..

Sürüp Gelen Çağlardan

Yeryüzü bana mescit kılındı
Ant verdim toprak şahit tutuldu
Her sabah her öğle her akşam
İkindiyle yıkanarak yatsıyla donanarak
Seslerden bir sesle fırınlanıp
Sulardan polatlanan benim.
Geldim durdum önünde işte bir anıt gibi
Sıyırarak sırtımdan bir yılan giysisini.
Evet bir hançer ağacı gibi büyüyor içimde acı
Dağlardan bir dağ gibi kabaran yüreğimde.
Kargaların sırtlanlarla anlaştığı bir günde
Bir yabancı fırtınaya tutulan yapraklarım
Kudüs'te Mescid-i Aksa'da
Belki bir batı karanlığında Topkapı'da
Yangına uğramışsa
Duymaz olmuşsa kulaklarım göklerin muştu sesini
Elbet kıracağım bir gün bu ihanet kelepçesini
Çün defterler açılıp hesap soruldukta
Yetimin hakkı soruldukta yoksulun hakkı soruldukta
Milletim omuz omuza verip
Kıyama duruldukta.
Gündüzler nasıl beklerse gecenin bitmesini
Sabırla söküyorum bu tarih gecesini.
Yüreğim usul usul vuruyor Kafkasyalım
Namludan yeni çıkmış sıcacık kurşun gibi
Dağlılar dağlar gibi ormanlar ordu gibi ağaçlar asker gibi
Bir şimal rüzgarı değil bir Şamil fırtınası
Tutsaklık haritası değil bir zafer coğrafyası
Can pazarında Azerbeycan'da
Bir türkü işliyor nakışını kalbimin üstüne
"Kurban olayım ayına ayına yıldızına"
Bir ucundan dünyanın öbür ucuna
Kan olup dolaşan damarlarımda
Arabistan’da Pakistan’da Türkistan’da
Şu anda
Iran'da Afganistan'da.
Gecelerden bir gece en kesin bir tarih gecesini
Delecek elbet yangina ugramiş gözlerim
Içimde kayalaşan bu güç bu savaş birikintisi
Sagdan sola kavisler çizerek
Ak bir kagit üstüne dolaşir gibi
Dolaşan Asya'yi Afrika'yi Amerika'yi
Sonra bir solukta geçerek üstünden Avrupa'nin
Avrupa'nin Rusya'nin.
"Yememiştir hiç kimse
Elinin emeginden daha hayirlisini"
diyerek
Şafak gibi alinlara terle yazilmiş
Hakkin mutlak ölçüsünü
Elbet benim işçilerim çekecek
Emegin kutsal diregine.
O işik ki düşer bir zenci yüregine
Birden aydinlik kazanir zulme ugramiş bütün yürekler
Onulmaz hint agrisina tükenmez çin sancisina
Isyanin macarcasina ezilmenin çekoslavakcasina
Yanmanin polonyacasina direnmenin vietnamcasina
Gerillanin arapçasina
Yetişecek elbet benim müjdeci sesim.
Ey insan ey şimdilerde hep bir beklemeye duran
Duy zaman içre sürüp gelen bu sesi
Sürüp gelen çaglardan çaglara
Renk veren tarihe yeşil çaglayan
Savaşçi yüreginden savaşçi yüregine
Cezayirden senegalden
Yüregimin içine Bogaziçine
Kelimelerden bir kelime diken yeryüzüne.
Dünyanin kalbini dinle geliyor adim adim
Dallar meyvaya dursun toprak tohuma dursun
Insan barişa dursun selama dursun zaman
Sabir savaş zafer. Adim : MÜSLÜMAN.

Erdem BEYAZIT

7 Temmuz 2008 Pazartesi

Yüzleşmek

Bazı kitaplarım vardır okumam gerektiği için okurum bazı kitaplarımda vardır ki zevk için okurum. Orhan Pamuk’un kitapları benim için ikinci katagoride yer almakta.
Tanesini 5 liraya aldığım korsan kitaplarımı bitirdiğimde kitap ihtiyacımı karşılamak için geçen hafta korsan kitapçımın yolunu tuttum.Daha dün çıkan kitapların yer aldığı raflarda göz gezdirirken iyi bir kitap bulamamın huzursuzluğuyla daha önceleri dikkatimi çeken ve bu kitabı almalıyım dediğim kitap isimlerini aklıma getirmeye çalıştım.Tam o anda müptelası olduğum Uykusuz adlı mizah dergisinde yazan Vedat Özdemiroğlu’nun bu haftaki yazısında bahsettiği, kendisinin askerde okuduğu kitap olan Orhan Pamuk’un 1990 yılında yayımlanan Kara Kitap adlı kitabı aklıma geldi.Hemen kasada duran kitapçıya bu kitabın bulunup bulunmadığını sordum.Kitapçı olması gerektiğini söyledi ve raflar arasında kitabı bulmak için için bir süre gezindi fakat kitabı bulamadı.Bunun üzerine ben kitaplar arasında göz gezdirmeye devam ettim.Uzunca bir süre oyalandıktan sonra alacak hiçbir kitap bulamadım ve diğer kitapçılara göz atmak için bulunduğum kitapçıdan ayrılmaya karara verdim.Arkamı dönp kitapçıdan ayrılmak üzereyken bir anda kitap raflarının ortasında en göz önünde ki yerde duran Kara Kitap gözüme ilşti.Kitabı aldım ve kasaya gittim.Kitapçıya kitabı bulduğumu söylediğimde şaşırdı ve ‘’Nasıl oldu da ikimizin gözündende kaçtı da göremedik kitabı.’’dedi.Kitabı aldım ve diğer kitapçıya gittim.Bu kitapçıdanda iki adet kitap (Kızıl Nehirler,Tarihteki Ünlü Komutanlar Ve Liderler) alıp evin yolunu tuttum.
Eve vardığımda bir süre hangi kitaptan başlamam gerketiği konusunda biraz tereddüt ettim.Daha önce Pamuk’un 3 kitabını okumuştum.Kar,Sessiz Ev Ve Benim Adım Kımızı.Tarzına alışık olduğum ve beni sıkmayacağını düşündüğüm Pamuk’un kitabından başlamaya karar verdim. Yüz sayfayı devirdiğimde biraz şaşırmıştım yazar bu kitabında farklı bir şey yapıştı.Romanı bölümlere ayırmıştı ve her bölümün sonunda romanda köşe yazarlığı yapmakta olan bir karakterin bir köşe yazısına yer vermekteydi.Romanın bir diğer karakteride kaybetiği bir varlığı bu köşe yazılarının ışığında bulmaya çalışıyordu.Galip Rüya’yı ararken kendini kaybetmekle kendini bulmak arasında gidip geliyordu.Aslında Galip tek değildi o Rüya’yı araken Galiplerle konuşuyordu.Zaman zaman diğer Galiplerin fikirlerine kendini daha yakın buluyor ve fikir değiştiriyordu zaman zamanda kendi fikirlerini onlara karşı savunuyordu.Galip kendini izliyordu. Sokakta yürüken sanki arkasında bir göz olduğu ve o gözün kendini izlediği hisine kapılıyordu.Bazende o göz Galip’in tam tepesinde yer alıyor ve Galip’i rahatsız ediyordu.Galip’in o an üç gözü olmuştu kendisinde iki tepede bir.Galip kendisini bir başkasıymış gibi izlemenin acısını çekiyordu.
Kendini bir başkasıymış gibi yirmidört saat izlemek insana acı verir.İnsan bir hata yaptığı anda yaptığı şeyin bir hata olduğunun farkına varır ve o zaman hiçbir şey yapamaz.Kendinle sürekli irtibat halinde olmak,kendi sorgulamak Ben ne yapıyorum? diye kendine sormak rahatsız eder insanı.Bu rahatsızlığı çekmek istemeyenler benim tabirimle kendinden kaçan adam oluverirler bir anda.Kendinden kaçmak ve kendine hesap vericeği zamanı düşünmemek.
Galip acı çekiyordu çünkü sürekli kendi kendine hesap veriyordu kendi hakkında.Yani kendisinden yine kendisini sorumlu tutuyordu.Galip o an için Galiple yüz yüze geliyordu.Keşke herkes kendi kendine hesap vereceği anı düşünerek hareket etse demek geliyor içimden.Fakat kendim dahil bu cesareti gösteremiyorum.
Kara Kitap beni düşünmeye sevk etti bende düşüncelerimi ve onları var ediş biçimimi yazdım.

6 Temmuz 2008 Pazar

''Taraf olmayan bertaraf olur.'' N.F.K.

         Yayın hayatına başladığı gün almak için heycan içinde gazeteciye gittiğim fakat fiyatının 1 Ytl olduğunu duyduğumda bana kısa süreli bir şok yaşatan gazete.Almaktan vaz geçipte dükkandan çıktığımda yeni çıkan bir gazetenin ilk sayısına sahip olmanın gelecekte işime yarayacağını belki torunlarıma filan gösteririm yada internette açık arttırmada satarım diye düşünerek 1 ytlye kıyıp aldığım gazete.Eve gidip okumaya başladığım da pek bişey bulamadığım bana diğer gazetelerden pek te farklı gelmeyen gazete..Kısacası hayal kırıklığına uğradım diyebilirim.İlerleyen günlerde gazeteciye gitiiğimde çokca zaman göz göze geldiğim fakat son anda almaktan vaz geçtiğim gazete.
          Taraf son 1 ay içinde yayınladığı şok belgelerle kamoyunun ilgisini üstüne çekmeyi başardı.Bir çok büyük gazetenin önüne gelipte tepki çekeriz korkusundan yayınlayamadığı (yahut yayınlamak istemediği) belgeleri korkusuzca kamoyuyla paylaştı.Köşe yazarlarınında yerinde yorumları ve olaylara yaklaşma biçimleri beni oldukça etkiledi.Tarafın sergilediği bu tavrı birçok demokrat ve özgürlükçü insan gibi bende takdir etmekteyim.Umarım Taraf’ın yayın politikası bu çizgide devam eder..
          Şimdi kendi kenidime diyorumki iyiki almışım Taraf’ın o ilk sayısını.İleride torunlarıma ‘’ İşte bu gazete türk basın tarihinde bir ilki gerçekleştirdi korkmadan,baskılara göğüs gererek, ne pahasına olursa olsun demokrasiyi savundu’’ diyebilceğim için çok mutluyum.

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Farkına Varmak..

Herkes yazı yazamaz galiba bende herkesten biriyim.

4 Temmuz 2008 Cuma

Yazmak İçin Yazılan Yazı

Öss zırvasını nihayet sona erdirmiş olmanın rahatlığıyla haziranın on beşinden bu yana evde bütün gün kitap-tv ve internet üçlüsü arasında mekik dokumaktayım.Kendimi beslemeye çalışıyorumda diğebilirim.Lise hayatımın bitmesiyle bu toplumda ki varlığımı tam anlamıyla sivil bir vatandaş olarak sürdürmekteyim.Düşünüyorum,sürekli düşünüyorum kendi kendimle konuşuyor,kendime sorular soruyorum şu an için yaptığım yek şey bu.Düşündüklerimi bir aksiyona dönüştüreceğim yada bir aksiyona hizmet edeceğim günü bekliyorum.Düşünmek zor iş. Bu işi yaparken kimsenin etkisinde kalmamak ondan daha zor iş.Ama bişeylerin etkisinde kalmadan da olmaz bu iş.Asıl önemli olan sana yol gösteren senin düşüncelerini yönlendiren etkiyi bir süre sonra devre dışı bırakmak.Kendi dünyana başkasının gözleriyle bakmaktan kurtulmak.Bunu yapmak için bir arı gibi davranmalısın.Balını yani düşünceni meydana getirirken yüzlerce hatta binlerce çiçeğin özünü tatmalısın.Ama bu özleri tadarken amacın en doğruyu bulmak değil en doğruyu oluşturmak olmalı.Fikirlere,akımlara,kitaplara ön yargılı yaklaşmamalısın.Her fikirin içinde bir doğruluğun ama milyonlarca yanlışında olduğunu düşünmelisin.Senin işin o doğruyu bulup çıkartmak olmalı.Peki ya yanlışlar?? Yanlışlar en iyi yardımcın olmalı doğruları bulmada.Bir fikirle karşılaştığında önceki fikirlerden elde etitiğin doğruların doğruluğunu arttırmak için yada doğruların aslında yanlış olduğunu anlamak için kullanmalısın yanlışları.Yanlışlar güzeldir..Umarım yıllar sonra bu düşüncelerime dönüp baktığımda şu an çok yanlış düşündüğümü düşünürüm.

Merhaba..

Uzun zamandır bir blog oluşturmak ve fikirlerimi burada diğerleriyle paylaşmak istiyordum en sonunda bu isteğimi gerçekleştirdim.Artık kendi kendimle fazlasıyla düşündüğümü düşündüğümden böyle bir blog açmayı düşündüm..İşin özü bu..Görüşmek üzere..