20 Ağustos 2008 Çarşamba

Tespit!!

2008 Öss hem az kişinin girmesiyle hem de kontejyanların baya bir artırılmasıylaa bir çok kişinin yüzünü güldürdü.Gülen kişilerin arasında bende varım.(Karışmasın o Gülen bu gülen değil)Malumunuz eşit ağırlık bölümünün en gözde üniversite bölümü hukuktur.Bu sene hukuk fakültesi kontejyanlarında da hayvani artışa gidildi.Geçmiş senelerde yüzüne bilen bakılmayan puanlarla hukuk bölümüne girildi.Tespitim şudur ki önümüzde ki 5-10 yıl içinde hukuk bölümü de sayısalda ki bilgisayar mühendislğiyle aynı kaderi paylaşıcakk ve rağbet edilmeyen bir bölüm haline gelecek.Edremit sokaklarında şöyle bir dolaşın ve kaç tane hukuk bürosu olduğuna bir bakın.Bu kadar avukat ne olucak bilmiyorumm.Kazanamadı bok atıyo filan demeyin şimdi.İşallah yanılıyorumdur.

ninip dedi ki...

çok güzel ve yerinde tespitler.küçük burjuvazi...
zamanın gençliğinin acımasız aynası...bir de koluna K.Atatürk yazanlar o tarz t-shirt giyenler var.kırma solcular, ayrımcı kaç kişiler, özenti hayko'cular, ve damgalanmış boğa gibi turkish hip-hop donlular...
ama köy düğünlerinde artık herkes roman.adeta 9-8lik yaratılmış bu insanlar.kibariyenin son şarkısı ve tabii kiii basss gaza...kadınları bu kadar aşağılayan bu kadar "mal" olarak gören bir bilincin ne yazık ki hayranları da aynı kızlar.
kendinin hip-hop yaptığını söyleyen de aynı yaratık.
bunları sayınca insanın çıldırması için çok sebebi olduğunu anlıyorum.

*yeni gördümm...

Sen!

Birileri farklı olmak zorunda çünkü diğerleri birilerini taklit etsin ki herkes aynı olmasın.Farklı olmak cesaret işidir g*t ister.Korkaklar kendileri cesaret edemedikleri için sana bok atmaya çalışırlar.Ama sen bundan zevk almaya bak.Diğerleri sadece araç sense amaçsın.Kendi kendini var etmeye çalış çünkü sen olmassan dünyada olmaz.Ama bu işi diğerlerini ezmeden yapmaya çalış başkasına saygısı olmayanın kendisine hiç saygısı olmazz..Farklı olamaya çalışıyım derken insanlıktan da çıkma.

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Kolo'dan Bir Dilekk Hakkkı

Ben Esen rüzgarla geldim bir Eylül günü
Ağaçtan düştüm bu asfalta terkedildim
Bir yanlızım , yanlızlığımı paylaştım
Paylaştıkça yanlızlaştım
İlkokulda arkadaştım lisede şeytanlaştım
Çünkü şeytanla tanıştım saflık benden güçlü bir zaman
Ben de güçtüm gel zaman git zaman
Kolo mübarek olsun gazan burda olsa da ahirette olmasın tasan
Her an kırılmaya hazır bir biblo gibiyim köşemde
Üzülürüm renkli bilyelerim eteğimden düşerse
Bana da büyük sürpriz oldu tek başınalık doğrusu
Dalımda var tatlı meyve herkezin gözü bende
Aleyhimde yapmak istedikleri şey ölüm vuruşu
Bilir misin üç kuruşu bunlar insanların dolduruşu
Tek arkadaşım Sago’m bir de gardaşım
Ona değerdi bana gelen tüm kahpelerin kurşunu!!!

İrem olsa da mekanım ağlarım seni baş gözünüde ben bir görem
Haftada bir Cuma yetmez ki bana seni her an her an hisseden
Olsa da bir dilek hakkım benim için birşey dilemeni istesem
Tek isteğim aslında benim seni istediğim gibi beni istemen


Bana derler yıllardır ; yer kul Hakkı
Sen kendi defterini düşün çok bilmiş 2 kulaklı!
Bir arkadaşım vardı kara saçlı ve de pasaklı
Yaptığı hareketlerin hepsi birden yasaklı
Çiftçi ; kargalardan ,balıkçı ; deniz analarından
Bense ; sizden bıkkınım..
3 dostum vardı birisi öldü
Birisi hayatımın en güzel gününde sırtını döndü
İnanmak istediğim ; yılların gücüydü..
Yıllar geçtiğinde gördüm hepsi birer öcüydü
Dostum ayağımın altında ezilen b*k böcüğüydü
Güven ve güvensizlik ortası ikisinin bocası
YaLanın geLini ihanetinde kocasıydı
İtile itile kuyuya düşeceksin kim itti bilmeyerek..
Durmadan ağlayacaksın gözlerini silmeyerek
Şahit olacaksın gözlerinle görmeyerek
2 kürekle defnolacaksın sonunu bilmeyerek

İrem olsa da mekanım ağlarım seni baş gözünüde ben bir görem
Haftada bir Cuma yetmez ki bana seni her an her an hisseden
Olsa da bir dilek hakkım benim için birşey dilemeni istesem
Tek isteğim aslında benim seni istediğim gibi beni istemen

15 Ağustos 2008 Cuma

Üniversiteli Oldum!!


An İtibariyle Dokuz Eylül Üniversitesi İng Uluslararası İlişkiler bölümünü kazanmış bulunmaktayım..

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Petrol Ve Türkiye

Son zamanlarda gündemi en çok meşgul eden konudur enerji sıkıntısı. Rusya, Ukrayna’ya giden doğal gaz boru hattını kapattı ve Avrupa enerji sıkıntısı içine girdi. Sadece Ukrayna ve Avrupa değil, aynı zamanda Türkiye’ye mavi akım boru hattından gelen doğal gaz oranında da azalma oldu. Hükümet, bu sıkıntıyı konutlara yansıtmamak için doğal gazla çalışan fabrikaların kapısına kilit vurdu.
Bu olayların cereyan etmesiyle, geçmişte çok konuşulan Türkiye’de ki petrol ve doğal gaz rezervleri konusu, tekrar konuşulmaya, tartışılmaya başlandı. Türkiye’nin belli bölgelerinde bolca miktarda petrol bulunmaktadır Ama ne yazıktır ki, çıkartılmıyor veya çıkarttırılmıyor. İnsanlar petrolün çıkartılıp işlenmesini istiyor, çünkü petrol ucuzluk ve hayat kolaylığı demek. Bence en iyisi petrolün çıkartılmamasıdır. Bu kanıya varmak için öyle çok düşünüp, kafa yormak gerekmez. Petrolün tam anlamıyla baş belası olduğunu anlamak için, dünyaya şöyle bir bakmak yeterlidir.
Mesela Irak. Bu bölgede yaşayan insanlar, topraklarında petrol bulunmasından dolayı acı çekiyorlar. Başta A.B.D. olma üzere, dünyayı yöneten büyük devletler, bu bölgede bulunan petrol rezervlerine gözünü diktiği için, nükleer bombaları bahane ederek bölgede terör estiriyorlar. Bu devletlerin amaçları, petrolü istedikleri gibi kullanmaktır.
Ya da Tunus… İtalya, yıllarca Tunus’u içten içe yöneterek, enerji kaynaklarını kendi çıkarları için kullanmaktadır.
Diğer bir örnek Azerbaycan… Son üç dört ay içinde turuncu devrim adıyla hükümet değişti. Çünkü A.B.D; mevcut hükümetin, son zamanlardaki petrol politikasını, kendi çıkarlarına uygun düşmemesinden dolayı beğenmedi ve halkı kullanarak kendisine en yakın partiyi başa geçirdi.
Uzun lafın kısası, öyle petrol çıksın da, zengin olalım demek kolay. Önemli olan, elinde büyük bir güç bulundurarak (nükleer enerji) kendini korumaktır. Bizim elimizde de böyle bir güç bulunmadığından dolayı, biz, biz olalım, elimizdeki petrol rezervlerine daha uzun yıllar dokunmayalım. Başımıza durduk yerde bela açmayalım…

*2006'nın Şubat ayında yazdığım yazı bence hala güncelliğini koruyor.

8 Ağustos 2008 Cuma

Sorun var da Çözüm bu değil!!

Son günlerde haber kanallarını işgal bir haber dolaşıyor ortalıkta.Mevcut iktidarın bir mensubu bir yasa teklifi hazırlamaktaymış.‘’Gençleri Koruma Yasa Tasarısı’’ eğer bu yasa meclisten geçerse gençlere yönelik bir çok yaptırım uygulanacakmışş.Bu yaptırımlardan mantıklı olanı da var saçma olanıda.Bunları tek tek irdelemek mümkün fakat benim özellikle takıldığım bir nokta var.Haber sitelerinden gördüğüm kadarıyla genelde çoğu insanda bu noktaya takılmışş.Konu şu bu yasayla okullarda ibadethane açılması söz konusuymuş.Çoğu insanın şöyle dediğini duyar gibiyim ne işi var ibadatanenin okulda. Doğru aslında okullarımızz pozitivizmi, aklı, mantığı, bilimi her aşamada temel referans kabul ederler.Fakat bu konuya başka bi açıdan da bakmak gerekir.Bu ibadatane konusu hakkında kafa yormaya başladığımda Prf. İlber Ortaylı’nın Tarihin İzinde adlı kitabından okuduğum bir sözü aklıma geldi.Şöyle diyordu ‘’Din ile devletin ayrılması Yahudi ve Müslümanlıkta imkansızdır.Çünkü her iki dinde din insanların yirmidört saatini ayarlar.’’Evet bu çok doğru kendim müslümanım ordan biliyorum benim dinimde namaz denen bir ibadet var bu ibadeti günün belirli saatleri yapabiliyor insan.Yani benim dinim benim zamanımı kendi düzenliyor.Şimdi dinim gereği ergenliğe ulaştığım andan itibaren benim dini vecbelerimi yerine getirmem lazım.Fakat benim eğitim öğretimde almam lazım.Devlet bana bu hizmeti sunuyor yani okullar açıyor ve kabiliyetlerim doğrultusun da beni okutuyor.Ama okuturken zamanımı istediği gibi düzenliyorr.Ama ergenliğe girdiğim andan itibaren dinimde düzenliyorr.Şimdi ben arada kalıyorum dinimim seçeyim yoksa eğitimi öğretimi,bilimi,feni mi?  İşte konumuz olan yasa tasarısı bu soruna kendi çapında çözüm getirmeye uğraşıyor.Okullara ibadethaneleri açıyor sende namaz vakitlerinde gidiyorsun namazını kılıyorsun.Eğer tüm müslümanlar 5 vakit namaz kılsa (ben kılmıyorum)bu mümkün olabilirdi fakat bu gün itibariyle böyle bir durum yok.E bu ibadethaneler okullara açıldığında ne olucak namaz vakti geldiğinde ders yarıda bırakılıp namaz kılacaklar namaza gidip , gitmeyenler sınıflarında mı oturucak.Böyle şey olmaz.Hatta şöyle düşünelim bir müslümanla hristiyan aynı sınfta okumakta bunların ibadet zamanları farklı kim ne zaman nasıl ibadateni yapacak?Keşke öyle bir sistem olsaki herkes dilediği zaman ibadetini yapabilse.Bunu canı gönülden isterim.Fakat bu yasa tasarısının bulduğu çözüm benim hoşuma gitmedi ve bana mantıksız geldi. Şunu da söylemeliyim boynumuz borcudur 4 yıl boyunca herdaim yoğun olan bir karayolunun yanında bulunan bir lisede okudum.Zaman zaman Cuma günleri okulun yanında bulunan camiye namaza gittim.Bu camiye giderken son sürat giden arabalar yanımızdan geçip gidiyordu.Nitekim bu durum camiye gidenler için büyük tehlike oluşturuyordu.Hatta zaman zaman derslere geç kalınıyordu koştura koştura o yol geçiliyordu.Şükür ki kimse bir kaza gaçirmedi ama geçirebilirdi.Bizim cumaya gitmemiz gayet normaldi çünkü müslümandık ve bu ibadet bize farzdı.
 Ama birşeyler ters ve yanlıştı.Bir yerde bi bozukluk vardı.İnsanlar en doğal haklarını kullanmakta zorluk çekiyorlardı ve çekiyorlar.Buna bir çözüm bulunması zorunludur fakat bu çözüm bu yasa tasarısından geçmemektedir.Geçtiğimiz aylarda dış işleri bakanı Avrupada yaptığı bir konuşmada Türkiye’de müslümanlarında bazı sorunları olduğu söylemişti ve bu söylem ülkemizde oldukça tepki çekmişti.Bence dışişleri bakanı doğru demişti bu ülkede müslümanlarında bir takım sorunları varr..Ha hristiyanların yok mu?Yahudilerin yok mu?Alevilerin yok mu?Şiilerin yok mu?Var kardeşim herkesin sorunu var..Ama bu sorunlara çözüm getirmek için sahip olunması gereken nitelikler yok bu millette..

Not:Bu yazıyı okuyupta sen sucusun bucusun diye laf yapmassanız sevinirim..Sadece düşündüğümü yazdım..

''İzm'ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri.''  

                                                              Cemil Meriç

5 Ağustos 2008 Salı

Son Günlerde Gıcık Olduğum Şeyler!!

• Aynanın karşısına geçip kendi fotosunu çeken (flaş patlatan bile var) kızın profilindeki foto albümüne bu fotoyu koyması.
• Bütün emolar ve bunların acayip acayip mimiklerle çektirdikleri fotolar.Ayrıca evrensel emo modelinin kriterlerinin dışına çıkarak enteresan bir türk usulu modifikasyonla oluşturdukları tarzları.
• Baba parasıyla hovardalık eden küçük burjuvanın sırf artistik olsun diye facebooktaki profiline Deniz Gezmiş fotosu koyması ve solcu geçinmesi
• Ağır jöleli saç,kocaman güneş gözlüğü,alevli don (özellikle siyah arkaplan kırmızı alev),parmak arası terlik ve küpe kombinasyonundan oluşan stilleriyle ortalıkta dolaşan gençler.
• Gencimiz sabah kaltığında pantolonunu ve t-shirtünü giyer yeni aldığı ve kocaman tokası olan kemerini takar(genelde d&g çakması) ama şöyle bi tarzı vardır.Kıçı fazla ön plana çıkmasın ve kıro muamelesi görmesin die t-shirt ün arka tarafını pantolonun içine sokmazz fakat sırf kemerin gocamaaannn tokası görünsün diye ön tarafı pantulun içine sokar.Ve ortalıkta böyle gezer. Not: D&g markasının yaratıcıları iki adamdır ve bunlar gaydır.Yakında evlencekler.
• Köy düğünlerine çalınan club şarkılar ve bu şarkılar eşliğinde dans etmeye çalışan gençler.( Zaman zaman teyzeler ve amcalar bile görülebiliyo)
• Düğünlerde yapılan eşli dans.Bu dansta hiçbir figür yoktur yapılan tek şey birbirine tutunarak sallanmaktır.
• Sandelet ayakkabının altına çorap giymek. Not: Bazı yerlerde parmak arası terlikle de çorap giyme teşebbüsleri varmışş.
• Aslında siyasetle hiç alakası olmayan gencin Hatırla Sevgili adındaki diziyi izleyerek gaza gelmesi ve solculuk oynamaya başlaması.
• Kadın minübüse biner.Minübüs doludur yalnız senin yanın boştur fakat kadın inatla ayakta durur ve o boş yere oturmaz.Bu durumda sen kendinden kıllanırsın acaba bende sapık tipimi var diye düşünürsün.
•Facebook'ta ota boka gurup kuran insalara.(Yok şöyle şöyle diyen 10.000.000 kişi bulurum yok bilmem ne yapan kaç kişiyizz) Bi git yaa...


3 Ağustos 2008 Pazar

Belki Güldürür!!

Bundan yıllar önce Kuzey Amekikaya giden bir türk büyükçe bi şelale görmüşş.Hayatında ilk defa böyle büyük bir şelale gören türk şelalenin sesine istinadennn NE YAYGARA! NE YAYGARA! diye sağa sola bağırmaya başlamışşş.Bu arada texas dolayların hikamettt eden vee kuzeyde ne var ne yok diyee merak edip bu şelaleye gelen kızılderililer (kızılDereliler değill) türkün sesini duymuşşlarr.Duydukları sesten çıkartıkları çıkarımla bu şelalenin adının Niagara Şelalesi olduğunu kanaat getirip kendi aralrında bu şelaleye NİAGARA ismini vermişşler.O anadan itibaren bu şelalenin adı Niagara olarak günümüze kadar ulaşmışş.Bir türkün sayesinde milyonlarca insan bu şelalenin adını bu şekilde öğrenmişş…

Bizim Türk Kuzey Amerikadan sonraa Kuzey Doğu Amerikaya geçmişşş.Bu dolaylarda çok sayıda vadii ve dağ bulunmaktaymışş..Bu yer oluşumlarıı bizim türkün oldukça hoşuna gitmişş..Bu mekanlarda dolaşırkenn oldukça büyük hatta kendince bölgenin en büyük vadisi olduğuna kanaat getirdiği bir vadini önünde durmuş ve aşşağıya bakmışş.Bu büyüleyici atmosfer karşısında fazla dayanamamışş ve bir hayret nadası olarakk OHAA!! YUHH!! Diye bağırmışş.Meğersem bu sırada nigarada (adı artık o olmuştuya) onu gören kılılderililer çaktırmadan onu takip etmişş Türkün bu bağırmalarını duyarakk bu vadinin olduğu bölgenin adının OHAYO (amerikancası Ohio) olduğuna kanaatt getirmişşlerr.(Kızılderililer çok kanaatkar insanlarmışş)O andan itibaren bu memleket ohayo adıyla anılırr olmuşş.Hatta orda kurulan eyaletede bu isim verilmişş..

Bu anlatıklarımı okuyupta Türklerle Kızılderililerin akraba olduğuna dairr içinde azıcık bir şüphe hissedenlerr kendilerinden utansınlarr…Bunların yalan olduğunu söyleyip boşuna yaygara yapmasınlar.Yuh onlara hatta oha!! 

Not:Yazcak bişey bulamayınca anca bu çıkıyo..

31 Temmuz 2008 Perşembe

Biraz Nostalji..Saf Aşık Kalemşör..

          Göz yaşlarımda boğulurken umarım sen olursun karanlık gecelerde beni kurtaran.Kalbimin derinliklerinde benden bana ait sevgileri çalan.Ruhumu ebediyete intikal etmekten koruyan.Biliyorum çok şey istiyorum senden.Ama senden başka hiçbir şey zincir vuramamıştı daha önce tutkularıma.Keşke kalbinden silebilsem adımı.Yepyeni bir ben olabilsem kalbinde.Ah pişmanlıklar! Artık karar veremiyorum eylemlerime.Korkuyorum yeni pişmanlıklarla yalnız kalmaktan.Ben hiçbir zaman hayatı diğerlerinden kopya çekerek yaşamadım.Belki de bu farklılıktı bana karşı cevapları etkileyen... 
          Sevmeye başladığım zaman anladım yalnızlığın değerini.Çünkü ben sadece sevdim hiçbir zaman sevilmedim.Aslında ben birazda karşılık bulamamaktan korktum,o yüzden hiçbir zaman söyleyemedim seni kendimden çok sevdiğimi.Sensiz geçirdiğim her saniyede sana on kat daha aşık oldum.Keşke söyleseydim de kurtulsaydım diyorum şimdileri.Ama ben seni düşündüm.İstemedim benden nefret etmeni,beni bir baş belası olarak görmeni.Ben seni hep uzaktan sevdim.Olamadım diğerli gibi her öğle arası, her tenefüste seninle.Hiç bir zaman ya benim olursun ya kara toprağın anlayışı gütmedim senin hakkında ,çünkü ben seni senden çok düşündüm hep.Zarar görmeni,üzülmeni istemedim.Keşke bir kez olsun verebilseydin bana kendimin diğerlerinden farklı olduğumu gösterme fırsatını.Belki o zaman çekmezdim tüm bu acıları.Acıları diyorum ama yine de çok teşekkür ederim bu mükemmel duyguyu hissettirdiğin için bana .Ne olursa olsun şimdi hayat devam ediyor.Ama sensiz.Senle doldurmaya çalıştığım boşluğa umarım gelecekte bulurum birini.Belki de bu yazdıklarım çok anlamsız yada komik gelecek sana ama olsun.Ben bu satırları senin için değil kendim için yazdım….

26 Temmuz 2008 Cumartesi

Var Olan Tek Şey Yokluk

         Bazen dünya denen bir yerin olmadığını aslında dünyayı kendi aklımda oluşturduğumu düşünüyorum.Çevremdeki insanların benim onların çevremde olduklarını bilmem için var olduklarını düşünüyorum.Doğru ve yanlış denen şeyler yoklar aslında beynim doğru olduğunu kabul ettiği için doğru yanlış olduğunu kabul ettiği için yanlış oluyor bazı şeyler.Hayat maceramda olması gerektiği için benim o şekilde anlamam gerektiği için oluyor her şey.Mesela benim için 1-1 biten bir maçın sonucu başkaları için 4-1 bitiyor belkide.Fakat ben diğerlerinin de benim gibi algıladığını düşünüyorum.Benim için öyle olması gerektiği için bir elimde 5 parmak var ama misal Ahmet için bir elindeki parmak sayısı 6 olabilir.Algıladığım şeyler benim için var.Var olan benim aslında diğerleri yoklar.Diğerleri için de ben yokum.Her şey beynimin içinde var oluyor.Varlıkla yokluk birbirine eşit oluyor bu durumda.Yokluk başladığında varlık yokluğun içinde kaybolup gidiyor,yokluk ise varlığın oluduğu zaman adından bile söz ettirmiyor.

25 Temmuz 2008 Cuma

İğrenç Pazarlama

            Bir yıl önce izlediğim Babam Ve Oğlum filminin FOX TV’de yayınlanacağını duyduğumda ailemle birlikte tv başına geçtim.Tv de film izlerken gıcık olunan şey genelde reklamlar olur.En önemli anda nefesler tutulduğunda hoopp birden reklam tam o anda hayal kırıklığı ve nefret.Tabi mantıklı düşününce adamın reklama ihtiyacı olduğunu ve o filmi o reklamlar sayesinde izleyebildiğini idrak ediyorsun.Fakat şimdi bu reklam işi bambaşka bi boyut kazanmış..
           Oğlu babası öldüğü için şikayet ediyor ve ağlıyor aynı zamanda tv leri başındakilerinide ağlatıyor.Hissiyatımız tavan yapmış durumda hepimiz babamızın değerini o anda daha çok anlıyoruz. Filmin en vurucu sahnesinde insanın duyguları tavan yaptığı anda birden ekranın altında bir yazı beliriyorr. Ankaralı Namık’tan Ah Babam Sağ Olsaydı Şarkısının melodisini telefonunuza indirmek için Ah Babam yazın 3955 yollayın.O an Fox Tv’ye karşı içimde bir nefret beliriyor.Bu nasıl bir pazarlama anlayışı resmen insani duygularımız sömürülüp kullanılıyor.İnsanları en hassas olduğu noktada vuralımki sunduğumuz ürünü hemen alsınlar.Yazık ki çok yazık..İĞRENÇ..

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Mekanı Cennet Olsun..

Sürüp Gelen Çağlardan

Yeryüzü bana mescit kılındı
Ant verdim toprak şahit tutuldu
Her sabah her öğle her akşam
İkindiyle yıkanarak yatsıyla donanarak
Seslerden bir sesle fırınlanıp
Sulardan polatlanan benim.
Geldim durdum önünde işte bir anıt gibi
Sıyırarak sırtımdan bir yılan giysisini.
Evet bir hançer ağacı gibi büyüyor içimde acı
Dağlardan bir dağ gibi kabaran yüreğimde.
Kargaların sırtlanlarla anlaştığı bir günde
Bir yabancı fırtınaya tutulan yapraklarım
Kudüs'te Mescid-i Aksa'da
Belki bir batı karanlığında Topkapı'da
Yangına uğramışsa
Duymaz olmuşsa kulaklarım göklerin muştu sesini
Elbet kıracağım bir gün bu ihanet kelepçesini
Çün defterler açılıp hesap soruldukta
Yetimin hakkı soruldukta yoksulun hakkı soruldukta
Milletim omuz omuza verip
Kıyama duruldukta.
Gündüzler nasıl beklerse gecenin bitmesini
Sabırla söküyorum bu tarih gecesini.
Yüreğim usul usul vuruyor Kafkasyalım
Namludan yeni çıkmış sıcacık kurşun gibi
Dağlılar dağlar gibi ormanlar ordu gibi ağaçlar asker gibi
Bir şimal rüzgarı değil bir Şamil fırtınası
Tutsaklık haritası değil bir zafer coğrafyası
Can pazarında Azerbeycan'da
Bir türkü işliyor nakışını kalbimin üstüne
"Kurban olayım ayına ayına yıldızına"
Bir ucundan dünyanın öbür ucuna
Kan olup dolaşan damarlarımda
Arabistan’da Pakistan’da Türkistan’da
Şu anda
Iran'da Afganistan'da.
Gecelerden bir gece en kesin bir tarih gecesini
Delecek elbet yangina ugramiş gözlerim
Içimde kayalaşan bu güç bu savaş birikintisi
Sagdan sola kavisler çizerek
Ak bir kagit üstüne dolaşir gibi
Dolaşan Asya'yi Afrika'yi Amerika'yi
Sonra bir solukta geçerek üstünden Avrupa'nin
Avrupa'nin Rusya'nin.
"Yememiştir hiç kimse
Elinin emeginden daha hayirlisini"
diyerek
Şafak gibi alinlara terle yazilmiş
Hakkin mutlak ölçüsünü
Elbet benim işçilerim çekecek
Emegin kutsal diregine.
O işik ki düşer bir zenci yüregine
Birden aydinlik kazanir zulme ugramiş bütün yürekler
Onulmaz hint agrisina tükenmez çin sancisina
Isyanin macarcasina ezilmenin çekoslavakcasina
Yanmanin polonyacasina direnmenin vietnamcasina
Gerillanin arapçasina
Yetişecek elbet benim müjdeci sesim.
Ey insan ey şimdilerde hep bir beklemeye duran
Duy zaman içre sürüp gelen bu sesi
Sürüp gelen çaglardan çaglara
Renk veren tarihe yeşil çaglayan
Savaşçi yüreginden savaşçi yüregine
Cezayirden senegalden
Yüregimin içine Bogaziçine
Kelimelerden bir kelime diken yeryüzüne.
Dünyanin kalbini dinle geliyor adim adim
Dallar meyvaya dursun toprak tohuma dursun
Insan barişa dursun selama dursun zaman
Sabir savaş zafer. Adim : MÜSLÜMAN.

Erdem BEYAZIT

7 Temmuz 2008 Pazartesi

Yüzleşmek

Bazı kitaplarım vardır okumam gerektiği için okurum bazı kitaplarımda vardır ki zevk için okurum. Orhan Pamuk’un kitapları benim için ikinci katagoride yer almakta.
Tanesini 5 liraya aldığım korsan kitaplarımı bitirdiğimde kitap ihtiyacımı karşılamak için geçen hafta korsan kitapçımın yolunu tuttum.Daha dün çıkan kitapların yer aldığı raflarda göz gezdirirken iyi bir kitap bulamamın huzursuzluğuyla daha önceleri dikkatimi çeken ve bu kitabı almalıyım dediğim kitap isimlerini aklıma getirmeye çalıştım.Tam o anda müptelası olduğum Uykusuz adlı mizah dergisinde yazan Vedat Özdemiroğlu’nun bu haftaki yazısında bahsettiği, kendisinin askerde okuduğu kitap olan Orhan Pamuk’un 1990 yılında yayımlanan Kara Kitap adlı kitabı aklıma geldi.Hemen kasada duran kitapçıya bu kitabın bulunup bulunmadığını sordum.Kitapçı olması gerektiğini söyledi ve raflar arasında kitabı bulmak için için bir süre gezindi fakat kitabı bulamadı.Bunun üzerine ben kitaplar arasında göz gezdirmeye devam ettim.Uzunca bir süre oyalandıktan sonra alacak hiçbir kitap bulamadım ve diğer kitapçılara göz atmak için bulunduğum kitapçıdan ayrılmaya karara verdim.Arkamı dönp kitapçıdan ayrılmak üzereyken bir anda kitap raflarının ortasında en göz önünde ki yerde duran Kara Kitap gözüme ilşti.Kitabı aldım ve kasaya gittim.Kitapçıya kitabı bulduğumu söylediğimde şaşırdı ve ‘’Nasıl oldu da ikimizin gözündende kaçtı da göremedik kitabı.’’dedi.Kitabı aldım ve diğer kitapçıya gittim.Bu kitapçıdanda iki adet kitap (Kızıl Nehirler,Tarihteki Ünlü Komutanlar Ve Liderler) alıp evin yolunu tuttum.
Eve vardığımda bir süre hangi kitaptan başlamam gerketiği konusunda biraz tereddüt ettim.Daha önce Pamuk’un 3 kitabını okumuştum.Kar,Sessiz Ev Ve Benim Adım Kımızı.Tarzına alışık olduğum ve beni sıkmayacağını düşündüğüm Pamuk’un kitabından başlamaya karar verdim. Yüz sayfayı devirdiğimde biraz şaşırmıştım yazar bu kitabında farklı bir şey yapıştı.Romanı bölümlere ayırmıştı ve her bölümün sonunda romanda köşe yazarlığı yapmakta olan bir karakterin bir köşe yazısına yer vermekteydi.Romanın bir diğer karakteride kaybetiği bir varlığı bu köşe yazılarının ışığında bulmaya çalışıyordu.Galip Rüya’yı ararken kendini kaybetmekle kendini bulmak arasında gidip geliyordu.Aslında Galip tek değildi o Rüya’yı araken Galiplerle konuşuyordu.Zaman zaman diğer Galiplerin fikirlerine kendini daha yakın buluyor ve fikir değiştiriyordu zaman zamanda kendi fikirlerini onlara karşı savunuyordu.Galip kendini izliyordu. Sokakta yürüken sanki arkasında bir göz olduğu ve o gözün kendini izlediği hisine kapılıyordu.Bazende o göz Galip’in tam tepesinde yer alıyor ve Galip’i rahatsız ediyordu.Galip’in o an üç gözü olmuştu kendisinde iki tepede bir.Galip kendisini bir başkasıymış gibi izlemenin acısını çekiyordu.
Kendini bir başkasıymış gibi yirmidört saat izlemek insana acı verir.İnsan bir hata yaptığı anda yaptığı şeyin bir hata olduğunun farkına varır ve o zaman hiçbir şey yapamaz.Kendinle sürekli irtibat halinde olmak,kendi sorgulamak Ben ne yapıyorum? diye kendine sormak rahatsız eder insanı.Bu rahatsızlığı çekmek istemeyenler benim tabirimle kendinden kaçan adam oluverirler bir anda.Kendinden kaçmak ve kendine hesap vericeği zamanı düşünmemek.
Galip acı çekiyordu çünkü sürekli kendi kendine hesap veriyordu kendi hakkında.Yani kendisinden yine kendisini sorumlu tutuyordu.Galip o an için Galiple yüz yüze geliyordu.Keşke herkes kendi kendine hesap vereceği anı düşünerek hareket etse demek geliyor içimden.Fakat kendim dahil bu cesareti gösteremiyorum.
Kara Kitap beni düşünmeye sevk etti bende düşüncelerimi ve onları var ediş biçimimi yazdım.

6 Temmuz 2008 Pazar

''Taraf olmayan bertaraf olur.'' N.F.K.

         Yayın hayatına başladığı gün almak için heycan içinde gazeteciye gittiğim fakat fiyatının 1 Ytl olduğunu duyduğumda bana kısa süreli bir şok yaşatan gazete.Almaktan vaz geçipte dükkandan çıktığımda yeni çıkan bir gazetenin ilk sayısına sahip olmanın gelecekte işime yarayacağını belki torunlarıma filan gösteririm yada internette açık arttırmada satarım diye düşünerek 1 ytlye kıyıp aldığım gazete.Eve gidip okumaya başladığım da pek bişey bulamadığım bana diğer gazetelerden pek te farklı gelmeyen gazete..Kısacası hayal kırıklığına uğradım diyebilirim.İlerleyen günlerde gazeteciye gitiiğimde çokca zaman göz göze geldiğim fakat son anda almaktan vaz geçtiğim gazete.
          Taraf son 1 ay içinde yayınladığı şok belgelerle kamoyunun ilgisini üstüne çekmeyi başardı.Bir çok büyük gazetenin önüne gelipte tepki çekeriz korkusundan yayınlayamadığı (yahut yayınlamak istemediği) belgeleri korkusuzca kamoyuyla paylaştı.Köşe yazarlarınında yerinde yorumları ve olaylara yaklaşma biçimleri beni oldukça etkiledi.Tarafın sergilediği bu tavrı birçok demokrat ve özgürlükçü insan gibi bende takdir etmekteyim.Umarım Taraf’ın yayın politikası bu çizgide devam eder..
          Şimdi kendi kenidime diyorumki iyiki almışım Taraf’ın o ilk sayısını.İleride torunlarıma ‘’ İşte bu gazete türk basın tarihinde bir ilki gerçekleştirdi korkmadan,baskılara göğüs gererek, ne pahasına olursa olsun demokrasiyi savundu’’ diyebilceğim için çok mutluyum.

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Farkına Varmak..

Herkes yazı yazamaz galiba bende herkesten biriyim.

4 Temmuz 2008 Cuma

Yazmak İçin Yazılan Yazı

Öss zırvasını nihayet sona erdirmiş olmanın rahatlığıyla haziranın on beşinden bu yana evde bütün gün kitap-tv ve internet üçlüsü arasında mekik dokumaktayım.Kendimi beslemeye çalışıyorumda diğebilirim.Lise hayatımın bitmesiyle bu toplumda ki varlığımı tam anlamıyla sivil bir vatandaş olarak sürdürmekteyim.Düşünüyorum,sürekli düşünüyorum kendi kendimle konuşuyor,kendime sorular soruyorum şu an için yaptığım yek şey bu.Düşündüklerimi bir aksiyona dönüştüreceğim yada bir aksiyona hizmet edeceğim günü bekliyorum.Düşünmek zor iş. Bu işi yaparken kimsenin etkisinde kalmamak ondan daha zor iş.Ama bişeylerin etkisinde kalmadan da olmaz bu iş.Asıl önemli olan sana yol gösteren senin düşüncelerini yönlendiren etkiyi bir süre sonra devre dışı bırakmak.Kendi dünyana başkasının gözleriyle bakmaktan kurtulmak.Bunu yapmak için bir arı gibi davranmalısın.Balını yani düşünceni meydana getirirken yüzlerce hatta binlerce çiçeğin özünü tatmalısın.Ama bu özleri tadarken amacın en doğruyu bulmak değil en doğruyu oluşturmak olmalı.Fikirlere,akımlara,kitaplara ön yargılı yaklaşmamalısın.Her fikirin içinde bir doğruluğun ama milyonlarca yanlışında olduğunu düşünmelisin.Senin işin o doğruyu bulup çıkartmak olmalı.Peki ya yanlışlar?? Yanlışlar en iyi yardımcın olmalı doğruları bulmada.Bir fikirle karşılaştığında önceki fikirlerden elde etitiğin doğruların doğruluğunu arttırmak için yada doğruların aslında yanlış olduğunu anlamak için kullanmalısın yanlışları.Yanlışlar güzeldir..Umarım yıllar sonra bu düşüncelerime dönüp baktığımda şu an çok yanlış düşündüğümü düşünürüm.

Merhaba..

Uzun zamandır bir blog oluşturmak ve fikirlerimi burada diğerleriyle paylaşmak istiyordum en sonunda bu isteğimi gerçekleştirdim.Artık kendi kendimle fazlasıyla düşündüğümü düşündüğümden böyle bir blog açmayı düşündüm..İşin özü bu..Görüşmek üzere..